< KIRIK DÖKÜK ADAMLAR - Sokak Edebiyatı - Blogcu





28/6/2007

KIRIK DÖKÜK ADAMLAR

DURAK

(KIRIK DÖKÜK ADAMLAR)

 

 

Sidik kokan bir duvar dibinin serinliğinde güzel temiz elbiseleri ve dağınık kirli suratları ile insanlar içi sabah güneşi ile pişmiş bir demir yığınının yolunu gözlemekteydiler ki ne sevgililerinin yolunu gözlemişlerdi böylesine tanımsız titrek bir telaşla ne yaşamın ne annelerinin ne ekmeklerinin ne cennetlerinin ve ne de nefesi enselerinde koskoca bir hikmet haline gelmiş boşluğun

 

Önlerinde ufalana ufalana gezinen buruşuk gazete yumaklarında saklı şifrelerin koca anlamlarını umursamadan birbirlerinin yüreklerindeki yaraları gözlediler ve gürbüz bir tevazuuyla kıyasıya acıdılar birbirlerinin gönül salınışlarına doya doya

 

Birbirlerine baktılar bir parça aradılar kendilerinden başkalarının kendiliklerinden ne kadar nokta saçılmışsa üzerlerine umarsız suratlarla için için umursadılar Gurur duydular beklide bu koskoca şehrin herhangi bir parçası olmaktan Kendi elleriyle yoğurup kendi memeleri ile emzirdikleri bu gürültülü ve kemirgen debdebenin hücrelerinden biri olmaktan Öyle bir kasılış vardı ki gözaltı torbalarındaki etlerde sanki diyorlardı Biz olmasak ne yapacak bu aptal dünya

 

Hengâme başlarında kan yağdıran bir ala bulut olsa da onlar bunu yürekli bir gelişmişlik sayarlardı Oysa katranlı bir kaşıntıydı ciğerlerine çektikleri Cıvamsı bir çökeltiydi huzur sandıkları aldanış Ne gürültü gürültü gelirdi kulaklarına Ne karanlık kör edebilirdi kapanık gözlerini

 

Hepsi birden alüminyum tepsisine güvercinler üşüşmüş işçi emeklisi simitçinin güvercinlere ettiği küfürlere şaşırdılar hatta simitçiyi öldürebilmeyi pekte çok istedi bazıları Sanki elli kollu kafalı birer serseriydi güvencinler yakalarından tutulup kenara köşeye fırlatılacak

 

İçlerinden bir çocuk Keşke babaannemin anlattığı o cinlerden biri olsam da çarpsam şu terbiyesiz adamı ağzı sağa dönse gözleri aşağı Bir yankesici ekmek parası adam ne yapsın stres işte dedi Dişleri kırık bir motor ustası olmaz olsun böyle memleket ki ne adamı adam ne trafiği trafik olsak şimdi Danimarka da ohooooo çoktan başlamıştı mesai Ellerini ovuşturan bir kocakarı offf diye mırıldandı Ne belaymış şu basur ne gribe benzer ne diş çektirmeye ne diker ne oturtur ne yatırır adamı lahza kırpamadım gözlerimi koskoca gece amaannnn olsa şuracıkta kuş tüyünden bir yatak yorganlara sarınıp akşamlara kadar mışıl mışıl uyusak

 

Balık dudaklı lapa sakallı garip bir adam bozuk bir motor sesi çıkardı ağzı ile burnunun gerisindeki derinlikten Ardından bonfile kılıklı diliyle bir avuç yeşil balgam savurdu antika yağmur mazgalının paslı kalın demirlerine Balgam bir zafer anıtı gibi olduğu yere vakarlı bir duruş ile çakıldı

 

Yakışır mı benim gibi yiğide elinde alüminyum tepsi çaycılık Ahh yavrularım olmasa katlanır mıyım ya da cesur olsam onun bunun haracını kesecek kadar Şimdi git sabahın köründe o kahpe yere temizle izmarit tablalarını çaylarını demle suratları kılıklı betonları bin özenle sil üstüne üstlük birde bey de şu kılıksız pezevenklere Derken bacaklarının titreyişi bıyık tellerini sarsıyordu otuzluk delikanlının

 

Offf şöyle nar gibi kızarmış üç beş tane poğaça olacak alacaksın birini ellerine ellerini yakacak Açacaksın birinin arasını buğusu gözlerine dolacak Arasında taze kaşar peyniri sonra kapayacaksın tekrar poğaça minicik bir tost olacak kaşar hamurun arasından yağlı yapış ellerine akacak Bir ısıracaksın dilin tam lezzete kanmışken bir yudum bol şekerli demli çay alacaksın Ohhh çay akıyorken yemek borundan midene doğru ağır ağır yağlı parmakların yeşil zeytin kâsesine uzanacak Biber dolgulu zeytinleri tıkınacaksın Sonra bir başka poğaçayı açacaksın buğusu gözlerine dolacak dolacak dolacak uffff aman bu gidişle bu yürek bu hayale dayanamayacak Hele şu zıkkım otobüs gelsin de varayım ofise Kuru bir hayalin boynu bükük unsurları olarak bırakmayacağım canım poğaçayı zeytinleri kaşarı çayı

 

Yav çocuğa çok fena bağırdım akşam yüreğim kanadı Ama ne yapacak bacak kadar çocuk bilgisayarı ama yok yok yinede öyle bağırmasaydım keşke Bacak kadar çocukluğu yapan ben oldum Bilgisayar alınır parası bir şey değil olsa ne olacak bir tanecik evladımız ama Alınca oynayacak o garip oyunları ki o oyunlar ömre bedel Silah kullanacak adam vuracak bombalar roketler atacak sağa sola Daha çocuk bu be alınır bilgisayar alınması bir şey değil ama neden devlet yasaklamaz o acayip oyunları Bacak kadar çocuk işte Herhalde yabancılar bu oyunları yapıp bize gönderiyor ki akılsız beyinsiz cani olsun neslimiz ama olsun Ben ona çikolata şeker alır aksama gönlünü tazelerim Evladım o benim fazla dargın kalmaz babasına Hem yaz gelsin alır hepsini köye götürürüm hem böylece unuturlar bilgisayarı Elmaya armuda kayısıya dalarlar ata eşeğe de bindiririm onları

 

Ben en iyisi biyoloji yazayım tercihime Anam babam surat yapacak ama ben mühendis olmak zorunda mıyım Hem onlarında iş garantisi yok Dahası koca fakültede doğru düzgün kız da yokmuş olanlarda yedi çocuk anası kocakarı gibi Ben biyoloji yazayım biyoloji sınıfları cıvır cıvır tıfıl tıfıl  kızlardan geçilmiyormuş ama önce Matematikten net çıkarmam lazım biraz birde Türkçeye yoğunlaşmalıyım aman nerede kaldı bu otobüs yahu sınava geç kalacağım

 

Yahu o ne acayip belgeseldi öyle Keşke izlemeseydim Karılı kızlı milletin sabah akşam birbirine verdiği dizileri filmleri izlemeyelim çoluk çocuk namussuzlaşmasın diyoruz belgesel izliyoruz beynimiz midemiz  karman çorman oluyor Amaaan on metrelik yılan mı olurmuş yahu Nasılda yutuyordu koca koca mandaları Şerefsiz bazen insanda yutmuş Brezilyaydı ora evet evet Amazink Ormanı ki bizim Rizedekilerden de engin Yok mu bu Brezilyanın askeri polisi alsınlar birer tüfek vursunlar bu adi şerefsiz hayvanları Allaha şükür ki atamız anamız çıkmışta buraya gelmiş Brezilyalara gitselerdi belki bizde o kocaman paton yılanlarına yem olacaktık Allah muhafaza Allah sevdiklerimizden uzak etsin

 

Boz renkli bir güvercin zayıf bir gölgenin renksiz sönüklüğüyle belirdi üzerinde insanların seslerin bakışların egzoz dumanlarının dileklerin ve kurtuluş isteklerinin kaynaştığı kaldırım kenarında Önünde beliren kırık bir leblebi tanesini telaşlı telaşlı yuttu O insanları yadırgadı insanlar onu Bir buğday tanesi bir parça ekmek karın doyuracak bir ruhsuz serzeniş çıkardı belki buruşuk gazete kağıtlarının arasından Çıkmadı Bıktı Amaaaaan der gibi sağa sola çevirdi başını Havalandı

 

Kan kaybından ölmekte olan bir hayvan gibi şuursuz titriyordu elleri ayakları Az değil tam dört kiloluk bir ağırlık vardı gövdesinin etrafında Hele kafasının içindekiler Dört kilo kanarya tüyü sayılırdı beyin kıvrımlarından taşmış sınırsız kine göre

Kazanacağız

Evet evet kazanacağız

Sarı mavi kırmızı beyaz baharlar saçılacak üzerimize

Bir cennetimiz olacak dağlı ovalı nehirli güllü

Bin cinnetten ayrılacak toplumumun çocuksu ruhu

Güneş bir başka ışıtacak topraklarımızı

Altın altın parlayacak simalarda gülüşler

Biz biz olacağız

Ve bu biz ben e muhtaç şimdi

Benim bedenime benim bağlılığıma

Ben tarihte bir sayfayı ışıtacağım

Etrafımdakiler

Varsın alıklıklarının kurbanı olsunlar

 

Eli deliğine sokulan bir fare gibi sadelikle ceketinin iç cebine girdi Böylesine serin bir havada böylesine şiddetle son terleyişiydi ve az sonra bir daha şimdiki gibi asla titremeyecekti Son bir kez çevirip baktı saçları yağlı kafasını az sonra umutlarının ayağına kaya bağlayıp denize salacağı insanlara Başı bağlı kocakarılar Kara yağız işçiler elleri kitaplı öğrenciler Allı güllü makyajlı güzelim kızlar İçi burkuldu Acımamalıyım dedi davam için Gövdesinde parmakları ağır ağır kımıldadı Sonra alevden bir bulut geçti kafasına göklerden Acı acıdı

 

Gümmmmmmmmmmmmmmmm

Ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh

Şangır Şungur Şangır Şungur

 

Ateş bulutu Tozdan bir yığıntıya dönüştü şimdi

 

Kıpkızıl kan buharlaşmış Hayaller ve korkup kaçmış bir rüzgâr ortasında alaca bulaca bir figan girdabı sivrilirken kırılıp dökülen birkaç tane dünyaydı alt tarafı Gözyaşları bu dünyanın denizleriydi Et kemik Kan ve organlarda yapayalnız ve ıssız karalar

 

01 06 2007 Cuma

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »